Leningrad Kuşatmasında Kentin Sağlığı

Health of the City During Leningrad Siege

Zuhal Okuyan
Prof. Dr., Halk Sağlığı Uzmanı, İzmir.

Özet
1941 Eylülü’nden itibaren yaklaşık 900 gün Nazi kuşatması altında kalan Leningrad, tarihin en zorlu sivil direnişlerinden birini yaşamıştır. Uzun süren açlık ve diğer olumsuz koşulların kentin teslim olacağını düşünen Hitler ve taraftarları Alman ve Fin birlikleri aracılığı ile kente gelen tüm demiryolu ve kara yolu ulaşımını kestiğinden halk başta yiyecek olmak üzere temel gereksinimlerden yoksun yaşamış, kent nüfusunun üçte biri açlık, hastalıklar ve bombardıman nedeniyle kaybedilmiştir. Yapılan çalışmaların kayıt altına alındığı, tüm olumsuz koşullara rağmen başta sağlık hizmetleri olmak üzere temel hizmetlerin verilmeye çalışıldığı, kısıtlı da olsa bilimsel kurumların çalışmalarına devam ettiği Leningrad kuşatması; sağlık çalışanlarının özverileri, bilim enstitülerinin mümkün olduğu kadar çalışmaya devam etmesi ve direnme kültürü gibi konular nedeniyle ders alınması gereken bir dönemdir.

Anahtar kelimeler: Leningrad kuşatması, savaş ve siviller, açlık, olağan dışı koşullarda örgütlenme


Abstract
Leningrad, which had been under Nazi siege for nearly 900 days, has experienced one of the toughest civil resistance in history. Hitler and his supporters, who thought famine and other unfavourable conditions would surrender the city, cut off all routes to the city through German and Finnish troops, and the people had to live without basic needs. One third of the city population was lost due to hunger, diseases and intense bombardment. The siege of Leningrad, where the records were kept carefully and all the effort was given to maintain basic services, notable health services despite all negative conditions and the continuity of the work of scientific institutions are worth mentioning. There are many lessons to learn from this period, especially the culture of resistance.

Key words: Leningrad siege, war and the civilians, hunger, organisation under disaster conditions

"Kimse unutulmadı, hiçbir şey unutulmadı."
Olga Federovna Berggolts

GİRİŞ

Leningrad, 1941-1944 yılları arasında insanlık tarihinde bir kentin görebileceği en büyük demografik felaketlerden birini yaşadı. Faşizme karşı savaşta tüm Sovyetler Birliği halkları doğrudan savaş silahları, açlık ve hastalık nedeniyle büyük kayıp verdiler. Ama Leningrad kentinin kuşatması çok farklıydı. Baltık Denizine açılan bu kentin Naziler tarafından alınması çok önemliydi. Böylelikle Finlandiya sınırında çok önemli bir gedik açılacağı gibi kentin yok edilmesinin sembolik bir anlamı da vardı Hitler için. İçindeki asker-sivil halk ve bütün kültürel birikimiyle bir kent yok edilmek istendi. Batı kaynaklı birçok yazar keşke kent teslim olsaydı da bu kadar sivil açlık ve hastalıktan ölmeseydi diye yazarak Sovyet yönetimini suçlar. Ancak unutulmamalıdır ki Nazi birlikleri kent teslim olsaydı da kenti haritadan silmeye kararlıydılar. Devrimin bu önemli kentinin sakinleri ya Nazi çizmeleri altında ölecek ya da gururla kentlerini ve ülkelerini son derece zor koşullarda savunarak öleceklerdi. Savaşların tümü acımasızdır ve acı çekme kıyaslanamaz ama insanlık tarihi için çok uzak olmayan bu tarih diliminde yüzbinlerce evladını kaybeden bu kentin sakinlerinin yaşadıkları zorlukları ve buna karşın direnme gücünü nereden aldıklarını çeşitli açılardan incelemek gerekiyor. Savaşın boyutlarını, savaşan tarafların taktik ve stratejilerini tartışmak uzman tarihçilerin işi. Bu yazının konusu ise kentin sakinlerinin direnme gücü ve bu ortamda verilen sağlık hizmetlerinin örgütlenmesi. Leningrad kuşatması ve savunması, olağan dışı durumlarda örgütlenme konusunda her zaman dersler çıkarılabilecek bir dramatik tarihi örnek.

Tarihin yazdığı en çetin kuşatmalardan biri Leningrad kuşatması, belki de en ağırı. Çok fazla sivil hayatını kaybetti, kalanlar ise açlık ve hastalık nedeniyle güçsüz kaldılar. Buna rağmen direnip pes etmediler. Bu nedenle aradan bunca yıl geçmesine rağmen Leningrad kuşatması hem tarihçilerin hem de edebiyatçıların ilgi odağı olmaya devam ediyor. Açlık ve hastalıkla teslim alınamayan bir kent, sonradan antisovyet propagandanın etkisiyle yazılanlara rağmen bir kahramanlık destanı yazmıştır.  Tahminlere göre Leningrad’da kuşatma sırasında bombalar, açlık, hastalık ve soğuk nedeniyle bir milyondan fazla insan öldü. En kötü günler olağan dışı soğuk geçen 1941-42 kışında yaşandı ve birçok kaynakta bu süre içinde yarım milyon insanın öldüğü yazılıyor (Barber, 2005).  

Bu ölümlere Leningrad çevresindeki çatışmalardan kaynaklanan ölümler dâhil değil. Demografik istatistikler kaynaklara göre değişebiliyor. Bunun bir nedeni bazı kayıtlarda savaş öncesinde Leningrad çevresinin de idari olarak kent ile beraber ya da dışında yer alması. Ayrıca Leningrad, çalışmaya ve üniversitede okumaya gelenler nedeni ile dinamik ve değişken bir nüfusa sahipti. Leningrad kuşatması sırasında tam olarak kaç sivilin öldüğünü bilmek olanaksız. Sayıların çelişkili olmasının bir başka nedeni ise kuşatmanın ilk günlerinde Pskov ve Novgorod gibi yoğun çatışma içinde kalan kentlerden Leningrad’a yoğun bir göçün gelmesi, bir yandan da başta çocuklar olmak üzere binlerce kişinin Leningrad’dan daha içlere, daha güvenli yerlere gönderilmesiydi. Yetkililer, savaş sırasında sadece askeri güçleri değil,  bir yandan da büyük insan topluluklarının yer değiştirmesini örgütlemek zorundaydılar. Bu yer değiştiren nüfusun da sağlık kontrolleri ve gerekirse tedavileri yapılmalıydı. 1941 Eylülü’nden önce şehirden 336 bin kişi başka yerlere taşındı (Wikipedia, ty).

Bu oldukça zor bir örgütlenmeydi, disiplinli bir şekilde yapılmalıydı. Aynı zamanda hem kültürel hem de endüstriyel önemli bir merkez olan kentin bazı zenginliklerinin de yok olmaması için taşınması gerekiyordu. 86 endüstriyel kompleksin makinaları söküldü, bu makinalar, taşınabilecek sanat eserleri ve değerli kitaplar Sibirya gibi uzak bölgelere taşındı. Taşınamayacak kültürel miras (açık hava heykelleri gibi) özel önlemlerle koruma altına alınmaya çalışıldı. Bir yandan da yoğun çatışmaların yaşandığı bölgelerden kaçanlar Leningrad’a sığınıyordu. Boşaltılan nüfus, değerli objeler ve sanayide kullanılan makinalar Ladoga Gölü üzerinden geçirildi. Ladoga gölü, kış aylarında tamamen buz tuttuğundan bir kara yolu olarak, yaz aylarında da teknelerle suyolu olarak kentin tek ulaşımıydı.  Bir yandan da tüm gücüyle savaş devam ediyordu. Ağır vasıtaların buz üzerinde gidip gelerek gereksinimleri getirmesi her zaman o kadar kolay olmuyordu (RIA, 2006). Kimi zaman buzun inceldiği durumlarda yüklü bir aracın gölün içine düştüğü sık görülen bir durumdu. Aslında göl de Nazilerce kuşatılmıştı, ancak dar bir koridordan, tüm tehlikelere rağmen bir ulaşım, o da zaman zaman sağlanabiliyordu. Halkın ‘Yaşam Yolu’ dediği ve kış aylarında tamamen buz tutan bu tehlikeli göl yolu aracılığı ile kentin dışına binlerce insan, endüstriyel makine ve eser çıkartıldı; yiyecek, yakacak ve silah sokulmaya çalışıldı. Yükleri ilk başlarda sadece kızaklar çekiyordu, bazen kızakların malzeme yüklü araçları da çektiği oldu. 1941 sonbaharından 1942 Nisanı’na kadar havadan borbardımana rağmen bu buz yolundan 2 milyon tona yakın yük geçirildi, bir milyondan fazla da insan geçti. Bu ‘Yaşam Yolu’, Anayurt savaşının önemli destanlarından biridir. Gölün altından da kente ulaşabilmesi için petrol hattı döşenmişti (RIA, 2006). Şimdilerde Ladoga gölü kıyısında Kobona isimli bir balıkçı köyünde  ‘Yaşam Yolu’ adına kurulmuş küçük bir müze bulunmaktadır.

‘Yaşam Yolu’ kullanılamaz hale gelince felaket başladı ve dışardan yardım gelebilme olasılığı yok oldu. Kara yoluyla kente ulaşmak imkânsız olduğundan kentin yiyecek stokları bitti. Zaten bu yoldan gelen malzeme ve yiyecek yetersizdi. Halk 900 güne yakın direndi, ama 1944 Ocak ayına gelindiğinde kentin üçte biri ölmüş, diğer üçte biri ise daha güvenli yerlere göç etmişti. Sağ kalanların ise bu uzun açlık döneminden sonra ne gibi sağlık sorunları geliştirdiği hala günümüzde de süren birçok klinik araştırmanın konusu.

1939’da kentin nüfusu 3 milyondan biraz fazlaydı. Çalışanların % 5,9’u sanayide, % 6,2'si yapı sektöründe, % 6,0'sı ulaşım ve iletişimde çalışıyordu. % 4,2'si ise (73 bin kişi) sağlık emekçisiydi (Cherepenina, 2005).

Yukarda açıklanan nüfus hareketleri ve kentin sürekli bombalanması nedeniyle kuşatma başladıktan sonra sağlıklı bir nüfus kaydı tutulamadı. Ancak kentte yaşayanlar için yiyecek karneleri çıkarıldığı için birçok demografik özelliği yaklaşık olarak bu karne kayıtlarından bilebiliyoruz. O kadar çok ölüm vardı ki ölümlerin de kaydının tutulması giderek zorlaşıyordu. 1941 ilkbaharından itibaren yiyecek karnelerinin verildiği merkezdeki kayıtlara göre nüfus tahminleri yapılmaya başlandı.

LENİNGRAD KUŞATMASINDA NÜFUSUN BİR BÖLÜMÜNÜN KENT DIŞINA TAŞINMASI

Nüfusun bir bölümünün taşınması örgütlü bir şekilde, kent boşaltma merkezinin öncülüğünde iki ayrı dönemde yapılabilmiştir. Birincisi kuşatmanın ilk başında 1941’de, diğeri ise kuşatma sırasında, 1942 sonuna kadar  (Frolov, 2005).

Karayolu, demiryolu ve su yolu ile gelen (at arabaları da bulunmaktaydı) sivillerin nereye gidecekleri, ne kadar yardım alacakları ve kendileriyle hangi sağlık kuruluşunun ilgileneceği gibi konular hep kentteki bu merkezin disiplinli ve sistematik çalışması ile

gerçekleşti. İnsanların büyük bir bölümü trenlerle taşındı, ancak aşırı soğuk, yiyecek kıtlığı her zaman sorun olduğu gibi sağlık çalışanlarının da çoğu cephedeydi. Bölgede süren savaşta yaralananların iç kısımlarda güvenli bölgelerdeki hastanelere taşınabilmesi için çok sayıda ‘tren hastane’ oluşturulmuştu.


Görsel 1. Büyük Anayurt Savaşı sırasında kullanılan çok sayıdaki tren hastanelerin birinde hemşire yaralılara gazete okuyor.https://tr.topwar.ru/146082-312-voenno-sanitarnyj-legenda-voennoj-mediciny-chast-2.html

LENİNGRAD’DA UMUDUN VE DİRENMENİN KÖŞE TAŞLARI

Bir kentin sağlığından söz edebilmemiz için kültürel durumuna da bakmamız gerekir. Hiç kuşkusuz hayatta kalabilen kentliler için kültürel yaşamın verdiği direnç, dayanışmanın gücü yadsınamaz. Her gün yakınlarının, arkadaşlarının ölümüne tanık olan Leningradlılar, açlık ve soğukla savaşarak direnirken birgün mutlaka ülkelerinin kazanacağı umudunu da kaybetmediler. Bu umudu yayan en önemli araçlardan biri yaklaşık dokuz yüz kuşatma günü boyunca, tüm savaş döneminde kesintisiz olarak her gün yayın yapan Leningrad radyosuydu. Leningrad’ın güçsüz düşmüş sakinleri hergün Govorit Leningrad (Leningrad Konuşuyor) isimli radyo programında ünlü kadın şair Olga Federovna Berggolts’un umut dolu sesini duymak için beklerdi.[1] Kuşatma koşullarında kentlileri birbirine bağlayan en önemli araçlardan biri mücadele ve direnmenin anlamını açıklayan ve haberleri veren Leningrad Radyosu’dur.

Leningrad’da Piskarevsky Anıt Mezarlığı'nda Anavatanı sembolize eden anıt heykelin arkasında Leningrad radyosunun o dönem sesi ünlü şair Olga F. Berggolts'un şu sözleri yazılı: "Kimse unutulmadı, hiçbir şey unutulmadı."

Kuşatma sırasında kentin kültürel aktiviteleri yok olmadı. Zaten savaş öncesinde yoğun bir kültürel birikimi olan Leningrad’da sanatçılar, yazarlar, müzisyenler üretmeye devam ettiler, bir kısmı direnen sivillere ve cephede savaşanlara moral verirken birçok sanatçı ise açlık ve hastalık nedeniyle öldü. Bu arada Leningradlılara büyük bir motivasyon kaynağı olan Şostakoviç ve ünlü 7. senfonisinden mutlaka söz etmek gerekir (daha çok Leningrad Senfonisi olarak bilinir).  Üyeleri açlık nedeniyle bitkin düşmüş ve çeşitli hastalıklara yakalanmış Leningrad Filarmoni Orkestrası tarafından 9 Ağustos 1942’de Filarmoni’nin salonunda çalınan bu senfoni, şehrin her yerine yerleştirilen hoparlörlerle tüm Leningradlılara dinletildi. Hatta çevredeki Alman işgal askerlerinin bile bu muhteşem müziği duyduğu söylenir. Senfoninin çalınması Leningradlılar için büyük bir moral kaynağı olur.[2]

Leningrad’da kuşatma süresince kültüre verilen öneme bir örnek de Leningrad Ulusal Kütüphanesi’nin kitaplarının korunmasıdır. Kütüphane çalışanlarının yarıya yakınının ölmesi ve bir kısmının savaşmaya gitmesi nedeni ile çalışanlarının sayısı azalsa da tüm kuşatma boyunca kütüphanenin işlevleri sürdü. Kuşatmanın başında eski el yazmaları, yüzyıllar öncesinden kalan değerli kitaplar, özel koleksiyonlar paketlenerek yanlarında bazı kütüphane görevlileri ile birlikte güvenli bir kente gönderildi. Olumsuz hava koşullarına rağmen bu kıymetli eserler sorumluları ile birlikte 1945'te kütüphaneye geri geldi (National Library of Russia, ty).

Okuma odaları ısınma sorunu oluşuncaya kadar işlevseldi, ısınma sorunu olunca okurlar daha küçük yönetim odalarına gelip kitap okumaya başladılar. Kütüphane insanların moral bulduğu bir yerdi, bir bölümü de hastaların tedavi edildiği bir revire çevrildi. Eskisi kadar olamasa da binlerce kişi ödünç kitap almaya devam etti. Aynı zamanda kütüphane, hastanelerin ve ordunun da kitap gereksinimini karşılıyordu.

LENİNGRAD KUŞATMASI SIRASINDA GÖRÜLEN BAŞLICA SAĞLIK SORUNLARI

Bulaşıcı hastalıklar: Olumsuz yaşam koşulları ve sanitasyon eksikliği nedeni ile Leningrad halkı başta verem olmak üzere kolera ve tifüsten sarılığa kadar çok farklı bulaşıcı hastalık etkenleriyle karşılaştı.

1942’de Leningrad’da kolera vakaları görüldü; su kaynaklarının hasar görmesine, yer yer su ve elektriğin olmamasına rağmen salgının önü birkaç hafta içinde alındı. 1943’te ise tifüs ve paratifo salgını başlasa da ciddi bir önleme çalışmasıyla bu salgınlar kontrol altına alındı. Dizanteri ve bulaşıcı sarılık da problem yaratan diğer bulaşıcı hastalıklardı. Beslenme bozukluğu olan, kötü koşullarda yaşayan insanlarda veremin çok yaygın olması ise beklenen bir durumdu (Dzeniskevich, 2002).

Açlık ve vitamin eksikliğine bağlı hastalıklar: Açlık nedeniyle binlerce kişide sindirim sistemi distrofisi gelişti (uzun süren açlık ve kötü beslenme nedeni ile sindirim sisteminde emilimin olamaması ve durdurulamayan ishal, kas erimesi durumu ) . Bu hastaların çoğu çocuktu. 1942'de kentin yüzde sekseninde sindirim sistemi distrofisi vardı, sivillerin en önemli ölüm nedeni de bu oldu (Leningrad Pobeda, ty).

Yine 1942’de doktorlar başta skorbüt olmak üzere (ağır C vitamini yetmezliği),  vitamin yetmezliğine bağlı gelişen hastalıklara tanı koymaya başladılar.

C vitamini kaynağı bulmak için ilginç araştırmalar yapılmaya başlandı. Bu çalışmalar resmi makamlarca destekleniyor, birçok araştırma laboratuvarı alternatif kaynaklar bulabilmek için çalışıyordu. Aynı şekilde tüm meydan ve parklara, boş bulunan yerlere sebze dikildi.


Görsel 2. Bir çeşit çam yaprağından C vitamini kaynağı elde edilmesi. http://cgon.rospotrebnadzor.ru

Ruh sağlığı:  Kayıtlara göre sadece 1942 yılında 54 bin psikiyatrik vaka başvurusu oldu. Bu başvuruların arasından 7500 hasta işlev görebilen iki psikiyatri hastanesinde tedavi edildi.

Yaralanmalar: Bombardımanlar gece ve gündüz hiç durmadığı için çok sayıda kişi bu nedenle de yaşamını kaybetti. Bütün kuşatma boyunca Leningrad’da yaşayan 16747 kişi saldırılar sonucu öldü ve 33728 kişi de yaralandı.


Görsel 3. ‘Küçük Çocuklar Hava Saldırılarının Tehlikesinden Nasıl Korunur’ broşürü. (St.Petersburg Sağlık ve Tıp Müzesinden)

SAĞLIK HİZMETLERİNİN ORGANİZASYONU

Savaş öncesi kayıtlara göre Leningrad’da 30 bin kadar hekim ve 100 bin kadar hemşire vardı. Ancak kuşatma sırasında sağlıkçılar da hastalandı ya da öldüler. Kuşatma sonunda sağlık çalışanı sayısı yarıya inmişti. Hastaneler sadece bombalarla değil açlık ve soğukla da mücadele ediyordu. Varolan malzemenin önemli bölümü cepheye gitmek zorundaydı. Aslında cephede de durum çok parlak değildi. Kısıtlı malzeme sıkıntısına bir süre sonra eğitilmiş sağlık personeli eksikliği eklendi. Sağlık öğrencileri, liseliler, kısa eğitim alan herkes yaralı ve hastalara hizmet vermeye başladı. Bu bölgede en ön saflarda yer alan sağlık çalışanlarının sayısız kahramanlıklarının anlatıldığı en güzel kitaplardan biri Türkçe’ye ‘Yol Arkadaşları’ olarak çevrilen, Vera Panova tarafından (1905-1973)  1946’da yazılan ‘Sputniki’ isimli romandır. Yazarının bu romanla 1947’de Stalin ödülü aldığı kitabın filmi de çekildi. Kitap, hastaneye dönüştürülmüş bir ‘hastane tren’de geçiyor. Tren gerçekten hareket ederek Leningrad ve çevresinde cephede yaralanan askerleri ve sivilleri daha güvenli iç kısımlardaki hastanelere taşıyor (Panova, 2018).


Görsel 4. YOL ARKADAŞLARI, Vera Panova,Yazılama Yayınevi, çev. Levent Özübek,Basım, 2018.

Yazar Panova’nın gerçekten romandakine benzer bir trende gazeteci olarak iki ay kalarak gözlemlerini not ettiğini ve bu gözlemlerden yola çıkarak romanını yazdığını bilyoruz. Romanda sağlık çalışanlarının yokluklara rağmen ortaya çıkan yaratıcılıklarını, dayanışmayı, direnişin çeşitli hallerini görüyoruz. Hastalarla sağlıkçıların arasındaki ve sağlık çalışanlarının kendi aralarındaki güvene dayalı ilişki çok gerçekçi anlatılıyor. Zor koşullarda çalışabilmenin ve direnebilmenin koşulunun ülkelerinin kazanacağına dair varolan sarsılmaz inanç ve çalışma disiplini olduğunu görüyoruz. Sağlıkçılar bombardıman altında yaralıları toplayıp hastane trene getiriyorlar. Önce acil müdahaleler yapılıyor.


Görsel 5. Bir hastane tren alandan yaralı topluyor. https://souzpisatel.ru/k-75-letiyu-velikoj-pobedy-lyubov-folionova-evakogospital-na-frontax-vojny/

Ama sorun sadece yaralıların ameliyat edilmesi ve bakımı olmayıp tüm yaralı ve hastalara moral verilmesi, hastaların nasıl beslenecekleri konusunda yaratıcı çözümlerin de bulunması gerekiyor. Yazar, gerçek gözlemlerinden hareketle olağan dışı koşullarda sürekli sorun çözen ve insani duygularını hiç kaybetmeyen hekim ve hemşireleri anlatmış. Kitapta sağlık çalışanlarının arasında çok genç, aslında deneyimsiz ama çabuk öğrenen gönüllüler de var. Belgeler bu hastane trenlerden savaş sırasında çok sayıda olduğunu yazıyor.

KUŞATMA SIRASINDA TIBBİ ARAŞTIRMA ENSTİTÜLERİNİN ÇALIŞMALARI

Savaş başlağında Leningrad’da 22 tıbbi araştırma merkezi vardı. Bunların 20 tanesinin arşivleri St. Petersburg Merkezi Devlet Arşivlerinde bilimsel ve teknik belgeler bölümünde bulunmaktadır. Savaş başladığında bazı merkezler boşaltıldığı için bazılarının arşiv belgeleri diğerleri gibi ayrıntılı değildir. Dzeniskevich bulduğu belgeleri Merkez Komitesi kararları, Leningrad Sağlık Müdürlüğü raporları, enstitü ve hastanelerde yapılan toplantı tutanakları ile karşılaştırarak farklı bir görüş elde etmeye çalışmıştır (Dzeniskevich, 2005).                                                                                  

1930’ların sonlarında Leningrad tıbbi araştırma enstitüleri açısından zengin bir kentti. Bilim insanlarının ve uzmanların bir kısmı şehrin planlı bir şekilde boşaltılması sonucu Leningrad’dan ayrıldı. Diğerleri ise kuşatma koşullarında çalışmak zorundaydılar.  İnsangücü savaş öncesine göre azaldığı gibi yeterli malzeme de yoktu. Örneğin Kulak Burun Boğaz Enstitüsü’nün 52 hekiminden 1941 sonbaharında sadece 12 si kalmıştı. Leningrad Verem Enstitüsü’nün şehir dışındaki sanatoryumu devre dışı kalmıştı.  P. F. Lesgaft Devlet Doğal Bilimler Enstitüsü yürüttüğü 60 araştırma projesinden 50'sini iptal etmek zorunda kalmıştı, bu araştırmaları yürüten bilim insanlarının çoğu kentten gitmişti. Savaş başlayınca doğal olarak asıl odaklanılan konu cephedekilerin sağlığı ve askeri hastaneler olmuştu.

Buna rağmen zor koşullarda bilimsel araştırmalarına devam eden uzmanlar vardı. Örneğin açlık ve kötü beslenmenin yarattığı sağlık sorunları araştırıldı. Asıl amaç ölümlerin azaltılmasıydı. Çok daha sonraları (günümüzde de devam eden ya da yeni yapılan çalışmalar var) sağ kalanların açlık nedeniyle oluşan sağlık sorunlarının ömür boyu devam edebildiği, hatta o dönem doğan çocuklarında da izleri olabileceği görüldü.

Kuşatma boyunca yüzlerce hava saldırısı nedeniyle binlerce hasta yatağı kullanılamaz duruma geldi. Birçok saldırıda hastane ve sağlık kuruluşları özellikle hedef alınıyordu (Dzeniskevich, 2002).

BİLİMSEL KONSEYİN KURULUŞU

Kuşatmanın başında sağlık hizmetleri tekrar organize edildi. Bütün sağlık hizmetlerinin bilimsel koordinasyonu için bir bilimsel konsey kuruldu. Bu konseyin altında yer alan komiteler sindirim sistemi distrofisi, vitamin eksikliği, hipertansiyon, amenore (adet görülmemesi) gibi durumların incelenmesi için hazırlık yaptı. Tıp alanındaki bilim insanları tüm sağlık kuruluşlarında tanı ve tedavinin geliştirilebilmesi için görev aldılar. Savaş öncesi bilimsel veri üreten enstitülerde çalışan bilim insanları alandaki sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi için seferber edildi. 1942’de yapılan bir toplantının tutanakları incelendiğinde toplantının ana konusunun sağlık çalışanlarının çalışma disiplini olduğunu görürüz. Çalışma saatleri, hastalık izinleri gibi konular çok sıkı bir şekilde kontrol altına alındı (Leningrad Pobeda, ty).

SAVUNMA HATLARINDA SAĞLIK ÖRGÜTLENMESİ

Leningrad çevresinde ve şehrin içinde işçiler ve öğrenciler sürekli zor koşullar altında barikat, siper gibi yapılar oluşturmak zorundaydı. Bütün bu savunma hatlarında yerel sağlık üniteleri kuruldu. Bir sağlık memuru tarafından yönetilen bir sağlık ünitesi 200-300 işçi-asker içindi. 500-600 kişi için bir hemşire, 1500-2100 kişi için bir klinik gerekiyordu. 3-4 bin kişiye bir halk sağlığı hekimi veriliyordu.

İŞÇİ SAĞLIĞI

Endüstride çalışan erkek işçilerin çoğu cepheye gittiği için yerlerini kadın işçiler ve henüz ergenlik çağında olan işçiler almıştı, bu da iş sağlığı organizasyonunu zorlaştırıyordu. Yeni işçilerin çoğu eğitimsizdi ve çok zor koşullarda çalışıyorlardı. Bu nedenle iş kazaları ve meslek hastalıkları artış gösterdi. 1942 yazında birçok fabrika savunma ürünleri üretmeye başlayınca kendi tıbbi birimlerini de kurdular. 1943 başlarında kentte 14 kadar bu tip tıp merkezi kurulmuştu (Gladkikh ve Loktev, 2005).

UZMANLIK DERNEKLERİNİN ÇALIŞMALARI

Zor koşullara rağmen 1942 yazından itibaren birçok uzmanlık derneği bilimsel toplantılar yapmaya başlamıştı. Örneğin cerrahi derneğinin raporladığı toplantı konuları içinde ‘Rektumun ateşli silahla yaralanması’, ‘Önkol kemik kırılmalarında kullanılacak yeni bir cihaz’, ‘Şarapnel yaralanmaları’ gibi konular yer alıyordu.

Bir başka tıbbi dernek ise sindirim sistemi distrofisi, skorbüt ve pellegra konularını tartışabiliyordu. Çok zor koşullar altında geçen bir toplantıda gebelik ve yeni doğan sağlığı gündemdeydi. Araştırmalar hem kayıt düşmek hem de koşulları iyileştirebilmek için yapılmaktaydı. Açlık ve hastalık nedeniyle çok sayıda bilim insanı da hayatını kaybetti. 1942 Eylül ayında Cerrahi Derneği’nin öncülüğünde kentteki tüm sağlık kuruluşları ile birlikte asıl konunun savaş cerrahisi olduğu büyük bir toplantı düzenlendi (Gladkikh ve Loktev, 2005).

SONUÇ

Leningrad kuşatması üzerine yazılmış farklı dillerde çok sayıda kitap ve makale var. Bu 900 gün boyunca sağ kalanların direnişi, başta sağlık hizmetleri olmak üzere kamu hizmetlerinin örgütlenmesi, kültürel faaliyetlerin sürdürülmesi gibi konularda daha fazla araştırma yapmak gerekiyor. Türkçe’de bu konuda birkaç roman dışında basılı yayın yok denecek kadar az. Leningrad savunması, olağan dışı durumlarda örgütlenme konusunda da çok zengin kaynaklar içerdiği için daha fazla çalışmayı hak ediyor.

İnsanlığın bu tür acılarla hiçbir zaman karşılaşmaması dileği ve direnenlerin anılarına saygı ile…


Görsel 5. Martilla, ‘sana yardıma geldim’ 1942,Leningrad.Martilla, Güzel Sanatları bitirdiği halde kuşatma sırasında gönüllü hemşirelik yapan ama gördüklerinin resmini de yapan Leningradlı ressam. (https://www.wartimeart.com/gallery-of-works-e-marttila-1941-1945/#jp-carousel-853)

KAYNAKLAR

Barber, J. (2005). Introduction: Leningrad’s Place in the History of Famine. Barber, J., Dzeniskevich, A. (Ed.), Life and Death in Besieged Leningrad, 1941–44. Studies in Russian and East European History and Society. Londra: Palgrave Macmillan. ss. 1-12.

Cherepenina, N. (2005). The Demographic Situation and Healthcare on the Eve of War. Barber, J., Dzeniskevich, A. (Ed.), Life and Death in Besieged Leningrad, 1941–44. Studies in Russian and East European History and Society. Londra: Palgrave Macmillan. ss. 13-27.

Dzeniskevich, A. (2002). Na grani zhizni i smerti: rabota medikov-issledovatelej v osazhdennom Leningrade. St. Petersburg: Nestor.

Dzeniskevich, A. (2005). Medical Research Institutes During the Siege. Barber, J., Dzeniskevich, A. (Ed.), Life and Death in Besieged Leningrad, 1941–44. Studies in Russian and East European History and Society. Londra: Palgrave Macmillan. ss. 86-122.

Frolov, M. (2005). Evacuation from Leningrad to Kostroma in 1941–42. Barber, J., Dzeniskevich, A. (Ed.), Life and Death in Besieged Leningrad, 1941–44. Studies in Russian and East European History and Society. Londra: Palgrave Macmillan. ss. 71-85.

Gladkikh P.F., Loktev, A.E. (2005). Health service in the Great Patriotic War of  1941-1945. - St. Petersburg: Dmitrii Bulanin.

Leningrad Pobeda (ty). Medics Defending the Besieged City. Erişim tarihi:01.09.2020 https://leningradpobeda.ru/blog/mediki-na-zaschite-blokadnogo-goroda

National Library of Russia (ty). The years of WWII. Siege of Leningrad (1941-1945). Erişim tarihi: 20.8.2020 http://nlr.ru/eng/RA2091/history8-1941-1945

Panova, V. (2018). Yol arkadaşları, (Levent Özübek, Çev.). İstanbul: Yazılama Yayınevi.

RIA (2006).  The road of life-On the anniversary of the siege of Leningrad. Erişim tarihi: 6.3.2020 http://www.rian.ru/spravka/20060908/53650404.html

Wikipedia (ty). Demographics of Saint Petersburg. Erişim tarihi: 21.10.2020 https://en.wikipedia.org/wiki/Demographics_of_Saint_Petersburg#cite_note-8


[1] Olga F. Berggolts’un sesinden Leningrad Konuşuyor isimli radyo program kayıtlarından birini dinlemek için:  https://www.youtube.com/watch?v=nLvTAjC6euw

[2] Şostakoviç’in 7. Senfonisi https://www.youtube.com/watch?v=cE8H19qEpW0